Oturuyordu sakince mart,
Martı da olabilirdi..
İçimdeki ses aç oldugunu söylüyordu,biraz yem verdim yemedi..
Sesler çıkardı,
Çuf çik..
Sahil olsaydı yakınlarımda giderdim ellerimin çatlaklarını cebimde saklayıp..
Dudaklarımın yaralarına aldırmadan gülerdim rüzgara doğru..
Bir güzel yalayıp, ıslatıp dudaklarımı; gererdim ağzımı ''kocaman lokma'' gelircesine..
Alırdım dudağımın kavrulmuş leblebi kokusunu, yutardım..
On'a kadar sayardım, ve beklerdim acıyı ardından tekrar..
Fildişi sandıgımız kolyelerin fildişinden olmadıgını öğrenince,
Küfür ederdim karşımdaki adama neden söylüyorsun bilgilendiriyorsun beni diye..
Ama sadece gülümsedim ben, teşekkür edermişim gibi sanki piçe.
Boydan gösteren bir aynam olurdu ve yumruklardım piçin suratının dağılmasını istercesine..
Şimdi mart uyuyor, çiçekler açmaya başladı yüzünde..
Biraz zaman sonra tüyleri dökülecek ağaçların, biraz çıplak biraz da çirkin kalacaklar..
Ama büyüyor mart.
Sonra yeniden yeşillenecek,beyazlaşacak ağaçların tüyleri..
Bir adam gözünden kadın, ne kadar seksi olabilecekse şu hayatta,
Bir mart gözünden bahar, o kadar vahşi olabilecek..
Bir kasaba olsa şu yakınlarda, kalırdım..
Avuçlarımın kesiklerindeki bantları atardım dereye,
Koşardım sahiline tuzlu sularında yanmaya..
Bir gün bir kadın görmüş beni,
Çok merak etmiş bencilliğimi..
Orospu musun ? dedim.
Terbiyesizsin de dedi..
Hoşçakal dediğimde ise; dur ! gitme (!) dedi.
dönüp baktım, kadın gitmişti...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder