Köpek patisi sesleriyle çıkıyordu merdivenlerimi güzel ıslık sesleriyle,
ah saat 23:37 ve indim; iki direk ve iki ağacın ortasından geçip dilek diledim,
neredeyse yanlışlıkla intihar ediyordum,
çamurlara bata çıka;
durup düşerek öğrendim yürümeyi,
karşıdan karşıya geçmeyi.
Kendimi tecavüze uğrarken buldum baba.
Taksiler yardımlarına yetişiyorlardı, çığlıklarım sessiz
bilemem o gece kaç kişinin beni düzdüğünü.
Keşke altı bira lira olsa olsaydı, tabi sana yazarken bile durduğum o anlar benim için otobüsü kaçırmak
ve asla gidemeyeceğim korkusuydu.
üşüyorum baba, ellerim çatladı
yorgunluğundan, biliyor musun bir erkeği eline aldığında tatmin etmek ne kadar yorucu
sanırım yanlış durakta otobüs bekliyordum, duraktaki tek erkek bana yavşıyordu,
bana yavşıyordu.
Ellerim yanıyordu ısıttığımda, kar yanığı misali.
ama yazmazsam unuturum, ne kadar iyi bir yazar olduğumu,
yazarsam kar yanığı,
çünkü sana çıplak yazmalıydım tenimle dokunmalıydım belki de sol omzuna.
O beyaz duvarı görene kadar otobüs şöförünün beni dağa kaçırıp bana tecavüz edeceğini düşünüyordum baba,
kömür torbalarından oluşmuş bir yılbaşı ağacı beni yolda karşıladığında bu kadar sevineceğimi
tahmin etmiyordum,
rüzgar gülü sesleriyle.
Müzik başlıyordu, çok özledim.
tam olarak şimdiden,
kırmızı pencere kaplarımızın ardında duran turuncu balıklar gibi aşağıyı izlerken fark ettim.
Panayırlara götür beni, ellerimden sıkıca tut ki arabalarda ezilmeyip karşıdan karşıya geçebileyim
Koru beni masum çocuk ellerin ile, dokun bana.
Sol omzundayım sen uyurken, bir savaşın çıkacağını güzel yollarla,
korkutmadan sana nasıl açıklayacağımı anlatmak derdim.
Rengi sararmış cumaları bir vakum yöntemiyle sök içimden,
pişmanlıklarını götürür o anda adamın kaygan deliğinden.
O zaman göğsümdeki deliği sevmeye başladım, asla ayrılmayacağımızı bilmek ne kadar güzel baba,
Bir kedi yavrusunu kucağıma bıraktın ve ben yara aldım,
geberisice ellerim çizik içinde, canım acıdı.
Sol meleğimin sesi ne kadar güzel ki; ona şarkı söylettiğim her an huzur doluyorum.
Sirke gittiğimde hep almak istediğim beyaz-pembe yuvarlak şekerlemelerden yedirdim kedime,
gene yemedim, gene yemedim.
aslında genel anlamda at'ım da yemiş olabilir filini.
Çok garip, fanusumda sakızdan balon yapan turuncu balıklarım bugün hiç bana pas vermediler.
nihayetinde insanız dedim ama daha bir garip oldu durum.
Tüm bunlar yaşanırken; saat 00:00 çatı katındaki kapım çalındı,
güzel ıslık sesleri ile karşımda duran yabancı bir sarraf,
haklıydın fazıl, daha önce hiç bir sarrafın bağırdığını duymamıştım,
duyumsamamıştım.
Jülide Arora
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder