Kırmızı-IV


Yüzüme gülüyorsun Tanrı, sinsilikle suçlanmış bir kedi gibisin kahve bardağımın altındaki kağıttan süs dantel ile bakır sehpanın arasında buhardan yapışmış durumda gibi.
Güzel çığlıklar atmak istiyorum, öylesine değil, notaları emerek çığlık,
istiyorum,
ah ! atmak istiyorum göğsümdeki iğreti minneti.

Ellerimde babamın bana söylediği son sözleri tutuyorum, içimden çıplak ayaklarımla yürüme isteğim
dürtüyor beni, sırtının bel kıvrımında, sırnaşmak istiyorum, sonra annemin trans kardeşime hamile kaldığını öğrenince seviniyorum, seni çok seviyorum kardeşim.

Ne garip, bileklerimde söndürdüğüm aşkının kokusu parmaklarımdaki izmarit kokusu ile karışıyorken
seni unutuyorum sevgilim. Çek çıkar hadi ellerini karnımdan. Mongol bir kelebeğin dans ettiğini düşün çatı
katı odamızda kırk-beş derecelik açıyla yağmuru sızdıran penceremizin eşiğinde.
Ne kadar masum, kırmızı. İlkim kırmızı.
Yeşilliklere kırmızı kareli piknik örtümü serip uzanıyorum,
-Bir daha asla
görmeyeceğim.
rüyalarıma balıkların ''öpücük'' dudaklarını da ekleyip, katlıyorum koltuk altıma.
Sır gibi sakladığın korkularını kırmızı bir hap olarak atıyorum ağzıma, boğazımdan geçtiğini
hissedebiliyorum, akıp
gidiyorsun.
Durduramıyorum, seni yuttum aşkım ! Öğlene doğru kafam güzel giderim yengemin bahçıvanlık yaptığı
perili köşke.
Keşke;


Soyundum oralı bile olmadın, ayaklarıma kadar göğsümden akan pis kokulu irin, yavaşlattı bir an sana gelmek için çıldıran isteklerimi,

Sarı bir papağan ol dilin kırmızı, ol  ama !
Çünkü sadece aşkımı bu şekilde affedebiliyorum, papatyaların göbeklerinden zeytinler toplayarak, siyah zeytin gözlerini unutabiliyorum,
yolunmuş saçlarımın her biri için tek tek,
seviyor-sevmiyor yapabilirim.
Yeter ki nefes alsın rahat bırak !
-piknik kırlarımı.



Sokağı döndüğün zaman kostümlü bir baloya gideceğini unutma sevgilim, yirmilerden kalan bıyıkların terlemiş,
öperim,
parmaklarımla ''sus'' işareti yaparım sana, emdiğim damağımı acıtarak,
Doksandokuz kere öperim, dokuz kere gelirim.

Bıkmış bir sahaf kadar imkansız olabilmekti sana olan aşkım, bıkmam, hiç '!
Kirazdan yapılmış  küpelerim, kırpılmış saçlarım, sürekli sallanan boynum ve acıkan karnımla çaldım kapını geçen sonbaharda,
gene açmadın,
gene açmadın kibar elli tokmağı olan devasal kapılarını ve yeniden uyudum kaldırımlarında
Süleyman Bey Sokağı'nın.

Sol elimin sol çaprazında kalan Ben'i hala çok seviyorum, seni hala çok seviyorum, ah '!
dur !
Hayır.
Sırtımdan bir titreme geliyor kollarımın arkasına, ben bir özürlüyüm,
aşık olabilen bir özürlü, sert, gerizekalı, ince, biraz daha yavaş düş'e göre.

Prezervatif çöplerinden doğur  beni, ara sarı çöplüklerde bedenimi.
Bilmeseydim yollardım kırmızı kanaviçe kurdelalarımı,

Eğer şu anda üşümezsen patiklerim darılır ısı ayarına,
-Bir daha
görünmez, saydam olarak kalırlar, sarı saçlarım arasında yumurtlamış keneler, bitlerimi daha kolay görebil diye yaptım anne.
Sırf o yüzden yaptım.
Yakışacağını düşündüğümden kirli sakallı çenene,
art niyet düşünmeden,
sadece bunu düşünerek bıraktım öpücüklerimi, koparılmış tırnakların ile kaşı çeneni,
ölürüm.

Seni dinleseydim eğer, göremeyecektim balkon eşiğinin kenarında su içmeye çalışan serçeleri, iyi ki
dinlememişim.
iyi ki;

Ruhumu çaldırdım bugün sabahın ilk otobüsünde bana dayamaya çalışan fortçuya,
-bir daha
arka cebime koymayacağım cüzdanımı,
-bir daha
ruhumu koymayacağım cüzdanıma.
-bir daha,
-bir.

İsilik olmuş ayak tabanlarım, yürüyemem, yetişemem o kadının saçlarındaki kırmızı tokaya,
saçlarını yolamam.
Eğer bir kez daha serçe parmağımı bir kağıt kesiği gibi acıtırsan ''çıtlatacağım sadece'' başlığı altında
kafanı koparırım.

Flu'dan kırmızıya dönen, yanar döner kanatlı minik bir serçe,


Sinmesine yakın kırmızı dudaklarıma sürüyorum izmaritimin boğaz yakan kokusunu,
oyuncak arabamın kafası karışıyor :
Yeşil mumumun verdiği sarı alevsi sinyal ile.
Camları toz, beni yıka.
Arabamın vitesine ortala kendini gevşe, otur.
Sana papatya çayı ikram edeyim,
açık,
Şekeri kır; yarısını fincana
yarısını yara olmuş ağzına at, em !
Sıcak,
dilinin tüm hücrelerini yak, konuş(a)ma !
Oyuncak bir dünya,

Sana vadettiğim karabasanlarla sevişerek, sarılarak, dokunarak yanıp sön.
Yakıp öl !
Aşkım;
Bana bilezikler al telefon kabloları gibi birbirine sıkıca bağlanmış,
uzaklaşınca esneyen, ( uykusuzluğuma bir ilaç al )
Tanrı'm bana yeni bir beden satın al, kimse bilmesin evrenimi, içimi !

Anlattığım, aldattığım tüm perdeler için tüller satın al,
-bir daha
ruhumu koymayacağım perde aralarına
Arka cebimde prezervatif çöplerini saklayacağım yemin ! Et-
Tim,



-bir daha asla,
-bir daha
-bir kez bile olsun, bir kez daha,
Asla
Sevgilim; öl artık.
Aşkım; ben ölürüm dayanamam.
Hayatım; bitti.
-Bir daha asla !


Jülide Arora

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder